Tasavvuf Nedir

Tasavvuf Nedir ;

Tasavvuf Nedir, İnsanın iç dünyasıyla, ruhî ve mânevî yönden kendini geliştirmesiyle il- gili olarak Kur’ân-ı Kerîm’de, Hz. Peygamber’in hayatında ve sahih hadisle- rinde mevcut olan bilgiler ve yönlendirmeler, ilk dönemlerden itibaren müs- lümanların dini daha iyi anlama ve yaşama talep ve gayretlerine itikad ve fıkıh cephesinden ayrı olarak tasavvuf adı altında özetlenebilecek üçüncü bir cephe ve zenginlik kazandırmıştır. Tasavvuf kelimesi Kur’an’da ve hadis- lerde geçmez. Hicri ilk iki yüzyılda kişinin kendi iç dünyasındaki derinlik ve zenginliği, coşkulu dindarlığını ifade için genelde zühd, rikak-rekaik, takvâ, ibadet gibi kelimeler kullanılıyor, böyle kimselere de zâhid ve âbid deniliyordu. Hicrî III. yüzyıldan sonra daha kapsamlı olarak tasavvuf, sûfî, sûfiyye gibi terimler kullanılmaya başlandı ve bir dönemden sonra tasavvuf ayrı bir ilim ve davranış biçimi olarak ortaya çıktı.

Tasavvuf, kalp temizliğini, güzel ahlâkı ve ruh olgunluğunu konu alır. Amaç müminleri terbiye etmek ve mânen yükseltmektir. Bu amaca ulaşmak için dünyadan çok âhirete önem vermek, maddî değerlerden fazla mânevî değerlere bağlanmak, daha nitelikli ve daha çok ibadet etmek ve nefsi disip- lin altına almak gerekir.

Tasavvuf Nedir
Tasavvuf Nedir
a) Tasavvufî Düşüncenin Dinî ve Fikrî Temelleri

İslâm, müminlerin dünya hayatına ve maddî zevklere dalmamalarını, âhirete ve mânevî değerlere öncelik vermelerini ister. Yüce Allah şöyle bu- yurur: “Azgınlaşan ve dünya hayatını tercih edenin gideceği yer cehennem- dir” (en-Nâziât 79/38). “Siz dünya hayatını tercih ediyorsunuz ama âhiret hayatı daha hayırlı ve daha kalıcıdır” (el-A‘lâ 87/16). Tasavvufta dünya hayatına âhiret hayatı kadar veya daha fazla önem vermemek esastır. Bu nokta Kur’ân-ı Kerîm’de ve hadîs-i şeriflerde de kuvvetle vurgulanmıştır. Allah Teâlâ buyurur:

İSLÂM DİNİ 49  Tasavvuf Nedir

“Dünya hayatı aldatıcı bir metâdan başka bir şey değildir” (Âl-i İmrân 3/185). “Doğrusu dünya hayatı ancak bir oyun ve eğlencedir” (Muhammed 47/36). “Allah’ın vaadi haktır, sakın dünya hayatı sizi kandırmasın ve şeytan Allah’ın affına güvendirerek sizi aldatmasın” (Lokmân 31/33). “Dünya menfaati önemsizdir, takvâ sahipleri için âhiret daha hayırlıdır” (en-Nisâ 4/77). “Şu dünya hayatı sadece bir oyun ve eğlencedir, âhiret ise gerçek bir hayattır” (Ankebût 29/64). “Dünya hayatı sadece bir oyun, bir eğlence, bir süs, aranızda bir öğünme vesilesi ve daha çok servet ve evlâda sahip olma yarışıdır” (el-Hadîd 57/20). “Mal ve evlât dünya hayatının süsüdür. Kalıcı olan iyi işler ise hem sevap olması ba- kımından hem de ümit bağlanması bakımından Rabbinin nezdinde çok hayırlı- dır” (el-Kehf 18/46).

Kur’ân-ı Kerîm birkaç yerde dünya hayatını temsille anlatmıştır: “Onlara şunu misal ver: Dünya hayatı gökten indirdiğimiz bir yağmura benzer. Bu sayede yeryüzünde biten bitkiler birbirlerine karışmış, sonra kurumuş, rüz- gârın savurduğu çerçöp haline gelmiştir. Allah’ın gücü her şeyin üstündedir” (el-Kehf 18/45; Âl-i İmrân 3/117; Yûnus 10/24; el-Hadîd 57/20).

Kur’ân-ı Kerîm’e göre insan dünyadan çok âhireti istemelidir: “Kim âhiret yararını isterse ona bunu fazlasıyla veririz, kim dünya yararını isterse ona da dünyadan bir şeyler veririz, ama âhirette bir nasibi olmaz” (eş-Şûrâ 42/20; el-Bakara 2/200; Âl-i İmrân 3/145; Hûd 11/15). Kısaca servetler, ka- zançlar, zenginlikler ve her çeşit nimetler âhirette ve Allah katında bol bol mevcuttur (bk. en-Nisâ 4/94).

Hadîs-i şeriflerde de aynı hususların sıklıkla ifade edildiği görülür: “Dünya- da bir garip veya yolcu gibi yaşa, kendini kabirde yatanlardan say” (Buhârî, “Rikak”, 3; Tirmizî, “Zühd”, 25; İbn Mâce, “Zühd”, 6). “Dünyaya karşı soğuk olanı Allah, halkın malına göz dikmeyeni insanlar sever” (İbn Mâce, “Zühd”, 1).

“Kabirleri ziyaret ediniz. Zira bu, sizi dünyadan soğutur, âhirete ısındırır”

(İbn Mâce, “Cenâiz”, 47). Hz. Peygamber dünyanın gösteriş ve çekiciliğine kapılmanın muhtemel tehlikeleri konusunda ümmetini uyarmıştır (Buhârî, “Rikak”, 3; Tirmizî, “Zühd”, 25).

Hz. Peygamber şahsen yukarıda anlatılan ilkelere uygun olarak yaşa- mış; dünya malına tamah etmemiş, maddî zevkler peşinde koşmamış, daima âhiret hayatına öncelik vermiş ve onu üstün tutmuştur. Şöyle buyurmuştur: “Uhud dağı kadar altınım olsa, borcumu ödemek için bundan ayıracağım miktar hariç, altınların üç günden fazla yanımda kalmasını arzu etmezdim” (Buhârî, “Zekât”, 4; Müslim, “Zekât”, 31).

50 İLMİHAL Tasavvuf Nedir

Hz. Peygamber vefat edince altın, gümüş miras bırakmadı. Bıraktığı miras beyaz bir katır, bir silâh ve vakıf arazisinden ibaretti (Buhârî, “Vesâyâ”, 1).

Hz. Peygamber sade ve mütevazi bir hayat yaşamış, hiçbir zaman dün- ya nimetlerinin cazibesine kapılmamış, ganimet malları sebebiyle müslü- manların elleri az çok genişlediği halde o eski yaşama biçimini sürdürmüş, öbür müslümanlar düzeyinde bir hayata kavuşmak isteyen hanımlarına küsmüş ve onlardan dünya ile kendisi arasında bir tercih yapmalarını iste- mişti (bk. el-Ahzâb 33/28; Buhârî, “Tefsîr”, 66; Müslim, “Talâk”, 5).

Dünyayı âhiretle bir ve eşit tutmak veya ondan üstün tutmamak zühd- dür. Zühd ilkesine bağlı olarak yaşayan kişilere de zâhid denir. Kur’an ve hadislerde zühde büyük önem verilmiş, bunun zıddı olan dünyaya düşkün olma, tamah, ihtiras ve çıkarcılık şiddetle yerilmiştir. Zühd tasavvufun te- melidir.

Âhiretin dünyadan üstün, oradaki nimetlerin buradaki servetten daha önemli olduğuna inanan bir müslüman daha nitelikli ve daha çok ibadet eder, hak hukuk gözetir, ahlâk kurallarına bağlı kalır, haram ve helâli bilir. Böyle bir hayat yaşamayan bir kimsenin dünyadan çok âhirete önem ve değer verdiği söylenemez. İbadet zühdün tabii bir sonucudur.

Yüce Allah namaz, oruç, hac ve zekât gibi ibadetleri farz kılmıştır. Hz. Peygamber ise farz olan ibadetlerle yetinilmemesini, nâfile ve sünnet olan- ların da yerine getirilmesini tavsiye etmiştir. Farz namazlardan önce ve son- ra kılınan sünnetler, teheccüd, evvâbin ve tahiyyetü’l-mescid gibi diğer nâfile namazlar, receb ve şâban gibi aylarda belli miktarda tutulan oruçlar, umre ve sadaka böyledir. İbadetlerin amacı nefsi disiplin altına alarak Al- lah’a yaklaşmaktır. Tasavvufta farz ve nâfile ibadetleri şartlarına uygun olarak huşû ve ihlâsla yerine getirmek esastır. Sûfîler özellikle farz olmayan ibadetleri belli düzen içinde yerine getirmeye özen gösterirler. İbadetsiz ta- savvuf olmaz.

İslâm’da kalp temizliği önemlidir. Her şeyden önce Cebrâil Kur’ân-ı Ke- rîm’i Hz. Peygamber’in kalbine indirmiştir (el-Bakara 2/97; Şuarâ 26/194). Vahiy de ilham da kalbe gelir. “Allah’ın huzuruna temiz (selim) bir kalple çıkmaktan başka hiçbir şeyin faydası yoktur” (eş-Şuarâ 26/89; es-Saffât 37/84; Kaf 50/33). “Allah sekîneti (huzuru) müminlerin kalplerine indirmiş- tir” (el-Feth 48/4). “Kalpler Allah’ı zikretmekle itminan bulur” (Yûnus 10/74). Onun için Allah’ı çok zikretmek tavsiye edilmiştir (bk. el-Ahzâb 33/41). Her şeyin temeli olan iman kalbin tasdiklerinden ibarettir. Niyet

İSLÂM DİNİ 51 Tasavvuf Nedir

bütün ibadetlerin temelidir. Halis niyet de kalpte gerçekleşir. İbadetlere kal- bin temiz, niyetin iyi olması oranında sevap verilir (Buhârî, “Îmân”, 41; Müs- lim, “İmâret”, 155).

Kur’an kalbin görme niteliğinden söz eder. Yeryüzünde dolaşıp ibret al- mayanları, düşünecek kalbi, işitecek kulağı olmayanları uyarır: “Dikkat edin, baştaki gözler değil, göğüsteki kalpler kör olur” (el-Hac 22/46). Hassas, yufka ve temiz kalplerden bahseden Kur’an taş gibi katı, kirli ve kilit vurul- muş kalplerin bulunabileceğine de dikkat çeker. Kalbin kirlenmiş şekline bazan nefis de denir. Buna karşı nefsin arınmış şekli de kalptir, kalp hük- mündedir. “Nefsini kirleten hüsrandadır, onu arındıran kurtuluşa erer” (bk. eş-Şems 91/9-10).

Bir hadîs-i şerifte şöyle buyurulmuştur: “İnsanın bedeninde bir et par- çası vardır. O iyi olursa beden tümüyle iyi, kötü olursa tamamıyla kötü olur. Dikkat, o kalptir” (Buhârî, “Îmân”, 39; Müslim, “Müsâkat”, 107). Bir hadiste, “Başkaları fetva verse de, sen fetvayı kalbine sor” (Dârimî, “Buyû‘”, 2; Müsned, IV, 228) denilerek vicdanın sesine kulak verilmesi istenmiştir. Hz. Peygamber, “İyi, gönüle yatan, günah gönülü tırmalayan şeydir” (Müsned, IV, 194, 228) buyurarak şüpheli konularda kişinin kalbine baş- vurmasını, başkasının denetlemesinden önce kişinin kendi kendini denet- lemesini tavsiye etmiştir. Kur’an’da ve hadislerde takvâya büyük önem verilmiştir. Hz. Peygamber kalbine işaret ederek, “Takvâ buradadır” demişti (Müsned, V, 379).

Tasavvufun konusu kalptir. Tasavvuf bir kalp ilmidir. Sûfîlere bu yüz- den gönül ehli denilmiştir. Tasavvufî düşünce Allah korkusu ve Allah sev- gisi temeline dayanır.

Kaynak: diyanet yayınları (İslam ilmihali) Tasavvuf Nedir Tasavvuf Nedir Tasavvuf Nedir Tasavvuf Nedir Tasavvuf Nedir Tasavvuf Nedir